
Sanat ve Antroposen
Antroposen kavramını sanatınızda nasıl tanımlıyor ve bu kavramı eserlerinizde nasıl temsil ediyorsunuz?
Antroposen bizim aynamızdır; insanlığın gezegen üzerinde jeolojik bir güç hâline geldiği ilk çağdır. Sanatım aracılığıyla, yıkıcı gücümüz ve koruma potansiyelimiz arasındaki paradoksu görünür kılmaya çalışıyorum. Çalışmalarım bir tanıklık niteliğindedir; amacım suçlamak değil, var olanı, kaybettiklerimizi ve kaybetmek üzere olduklarımızı göstermek. Felaketi resmetmek yerine, güzellik ve kırılganlığın birlikte var olabileceğini ortaya koyuyorum. İnsanların Antroposen’i görmesini ve bu çağda sorumlu seçimler yapabileceklerini fark etmesini umuyorum.
TimeShrines Yerleştirmeleri
TimeShrines yerleştirmelerinizin ardındaki sembolik anlamlar neler ve mekân ile malzeme seçimlerinizi hangi kriterler yönlendiriyor?
Her TimeShrine, zamana, yaşama, sevgiye ve seçime adanmış küçük bir sunaktır. 2013’ten beri, kaybolmakta olan güzellikleri onurlandırmak amacıyla bu yerleştirmeleri oluşturuyorum. Yanımda her zaman iki nesne taşırım: Kum saati, insanlığın zamanı ölçmek için kullandığı en eski araçlardan biridir ve zamanın değerini hatırlatır; kafatası ise, ölümün değil farkındalığın sembolüdür ve yaşamı nasıl seçeceğimizin önemini gösterir.
Her sunağı bulunduğum yerde, çevresiyle doğrudan bir diyalog içinde inşa ederim. Malzemeleri taşımam; yalnızca doğal ve insan izlerini taşıyan malzemelerle çalışırım. Sunağın biçimi, ışığı ve duygusu bulunduğu ortam tarafından belirlenir ve tamamlandıktan sonra geriye yalnızca fotoğraf kalır. TimeShrines, geçmişi şimdiye ve geleceğe bağlayarak izleyiciye düşünme, empati kurma ve gezegenle yeniden bağlanma fırsatı sunar.

Film ve Belgesel Çalışmaları
Belgesellerinizin ve kısa filmlerinizin çevresel farkındalık açısından izleyiciler üzerinde nasıl bir etki yaratmasını umuyorsunuz?
Film, tek bir görüntünün ötesine geçmeyi sağlar; duygu, ses ve zaman boyutları aracılığıyla empatiyi mümkün kılar. Earth Protectors (2023) filminde Sibirya’dan Amazon’a uzanan yedi genç çevre koruyucusunu izledim; onların cesareti, insanlığın farkındalıkla evrilebileceğini gösterdi. Choose Earth (2025) projesinde ise, çoğu zaman duyulmayan sesleri belgeledim: Yerli liderler, bilim insanları ve genç aktivistler, gezegenle ilişkimizin nasıl yeniden kurulabileceğini sorguluyor. Amacım izleyicileri ikna etmek değil; bağ kurmak ve aidiyet, sorumluluk ile küresel topluluk bilinci uyandırmaktır. Sanat, kalbi açar; veriler tek başına bunu yapamaz; film ise bunun arasında bir köprü işlevi görür.

Eğitim Programları
Vakıf tarafından yürütülen eğitim programları, genç kuşaklarda çevresel farkındalığı nasıl artırmayı amaçlıyor?
One Planet One Future Vakfı, 2016 yılında kuruldu ve eğitimin en güçlü aktif direniş biçimi olduğuna inanıyoruz. Yeni kuşakların, gezegenimizi koruyacak çözümler geliştirmede bugünden rol almaları gerekiyor. “Lessons from Our Planet” programı, ilkokuldan üniversiteye kadar tüm yaş grupları için ücretsiz dijital dersler sunar. Derslerde Antroposen’in temel temalarına odaklanıyoruz: su, kuraklık, göç, atık, tehlike altındaki türler ve kültürler. Ayrıca olumlu bir Antroposen olasılığına dair mesajlar da veriyoruz: hayret, koruma, sevgi ve eylem. Hedefimiz gençleri eleştirel düşünmeye, duygusal olarak bağ kurmaya ve bilinçli şekilde harekete geçmeye teşvik etmektir.
Kişisel Deneyimler
Çevre temalı sanat yolculuğunuzda sizi derinden etkileyen bir an veya deneyim paylaşır mısınız?
Unutulmaz bir deneyimim, Raja Ampat’ta, hâlâ yaşayan mercan resiflerinin olduğu bir bölgede gerçekleşti. Canlı mercanlar arasında bir TimeShrine inşa ederken, binlerce küçük mavi balık etrafımı sardı. Enerjileri ve ışıkları beni sarmaladı, içimde derin bir şefkat uyandırdı. Aynı akşam, el değmemiş bir sahilde yürürken dalgaların getirdiği plastiklerle kaplı bir kıyıya rastladım. Bu güzellik ve yıkım, hayranlık ve inkâr arasındaki zıtlık, çalışmalarımı sürdürmemin temel nedenidir.

Gelecek Projeler
Gelecekte hangi temaları keşfetmeyi planlıyorsunuz ve bu çalışmaların topluma nasıl bir etki bırakmasını öngörüyorsunuz?
Şu anda Children of the Anthropocene belgeselinin son bölümünü tamamlıyorum; bu seri, iklim krizine karşı kıtalarda ayağa kalkan genç liderleri takip ediyor. Davalar açıyor, protesto ediyor, yaratıyor ve direniyorlar. Amacım, bu dönemin tarihsel bir belgesi olmak ve gelecek kuşaklara ilham vermektir. Aynı zamanda Sergeant S.N.A.F.U. adlı yeni heykel serisi üzerinde çalışıyorum; bu eserler, dezenformasyon çağında kelimelerin silaha dönüşmesini ve birbirimizi yeniden dinlemenin önemini vurguluyor. Her iki çalışma da aynı inançla bağlıdır: farkındalık eyleme dönüşebilir ve sanat, gürültü içinde anlamı yeniden kurabilir.

Yorum bırakın